Alevilik ve Bektaşilik Araştırmaları Sitesi

  • Full Screen
  • Wide Screen
  • Narrow Screen
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Almanya: Bremen'de Aleviler ile Devlet Sözleşmesi imzalandı

Yazdır PDF

20141015 Vertrag-Bremen 2-645x250
Türkiye'de Alevilik tanınmazken Almanya`nın Bremen eyaletinde Aleviler'e ‘dini cemaat’ olarak, Hıristiyan ve Musevilerle eşit statü tanındı. Almanya’daki Aleviler daha önce de Hamburg eyaletiyle devlet sözleşmesi, Aşağı Saksonya eyaletiyle de ön sözleşme imzalamıştı.

Yine sözleşme ile Cem evlerinin inanç ve ibadet merkezi olduğu resmen kabul edilmiş oluyor. [Sözleşme Almanca]

Kaynak: www.alevi.com

“Laik” Türkiye’nin Mezhepçi Tarihinden Seçmeler: Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki

Yazdır PDF

20140930 1948 diyanet muhammed hammadi

Türkiye’de laikliğin sadece isminin varolduğunu görmek için tarihsel geçmişe ve belli şahsiyetlere bakmak yeterli olacaktır. Bunlardan biri de Ahmed Hamdi Akseki’dir. Akseki, 3. Diyanet İşleri Başkanı olarak 1947’de göreve gelmiş ve 9 Ocak 1951’de başkanlık görevindeyken vefat etmiştir. Herkesi kucaklaması gereken bir din adamı olmak yerine laik bir cumhuriyetin din işleri bürokratı olarak yazılarında ayrımcılık yapmakta bir sorun görmemiştir. Kendisini belli bir mezhebin tarafı olarak konumlandırdığı gibi, yazılarında da bunu açıkça yazabilmiştir. Alevi-Bektaşilerin de vergileri ile finanse edilen Diyanet İşleri Başkanlığı’nın imtiyazlı bir yöneticisi ve herşeyden de önemlisi bir din görevlisi olmasına karşın Alevilere “şeytan ruhlu, zındık” gibi çirkin nitelemelerde bulunmak suretiyle, mezhepçilik tarihindeki yerini almıştır. Son olarak yapımı yıllar süren ve adı Diyanet İşleri Başkanlığı’nın basında VIP Cami olarak da geçen camisine verilmiştir. Birçok kitap ve yayını devlet eliyle dağıtılan Akseki’nin, yayınlarından burada iki örnek verilmesi yeterli olacaktır.

Akseki’nin en önemli çalışmalarından “İslam Dini İtikat, İbâdet ve Ahlâk” adlı kitabı adeta Cumhuriyetin resmî din politikalarını yansıtan temel eser niteliğindedir. Diyanet İşleri Reisliği’nin 31/16 no’lu ve 1955 yılında yayınlanan kitabın yedinci baskısının iç kapağının “Bu eser Maarif Vekâletince İmam-Hatip Okulları, Öğretmen okulları ve Köy Öğretmen Okulları için din dersleri kitabı olarak kabul edilmiştir.” denilmekte ve iç kapağın arka sayfasında “Bu eser, Diyanet İşleri Reisliğince, (1950 yılında on bin; 1953 yılında on bin; 1954 yılında on bin ve 1955 yılında da on bin nüsha olmak üzere) dört defa bastırılmıştır. “ denilmektedir. Ayrıca Akseki bir dipnot da düşerek Atatürk döneminin Diyanet İşleri Başkanı Rifat Börekçi’nin Evkaf Umum Müdürlüğü’ne hitaben yazdığı 19.07.1933 tarihli yazısını da koymuştur. Diyanet İşleri Reisi Rifat imzalı yazıda “Hey’et-i Müşâveremiz âzâsından Aksekili Ahmed Hamdi Efendi tarafından “İslam Dini -İtikad ve ibâdeti” nâmiyle yazılmış olan eser, bu hususta bilinmesi lâzımgelen mesâili câmi ve İmam ve Hatibler için fevkalâde lüzumlu olduğu bittetkik anlaşılmış olmakla eğer mümkin ise makamınızca tabedilerek İmam ve Hatiblere tevzii münâsip olacağı beyan olunur efendim.” denilmektedir.

Kitap tamamen Sünni İslam esasları doğrultusunda kaleme alınmıştır. “İslâm mezhepleri ve mezhep imamları” başlığı altında “Müslümanlar gerek ahkâm-ı itikadiyyede ve gerek ahkâm-ı ameliyyede bir takım mezheplere ayrılmıştır. Bugün yer yüzünde belli başlı dört amelî mezhep vardır: 1.Hanefî, 2.Mâlikî, 3.Şafiî, 4.Hambeli mezhebleri. Bu mezheblere sâlik olanlar ahkâm-ı itikadiyyede Mâturidî ve Eş’arî diye başlıca iki kola ayrılmıştır.” (Akseki, 1955: 63)

Devamını oku...

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi

Yazdır PDF

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 10 Aralık 1948 tarih ve 217 A(III) sayılı Kararıyla ilan edilmiştir. 6 Nisan 1949 tarih ve 9119 Sayılı Bakanlar Kurulu ile "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin Resmi Gazete ile yayınlanması yayımdan sonra okullarda ve diğer eğitim müesseselerinde okutulması ve yorumlanması ve bu Beyanname hakkında radyo ve gazetelerde münasip neşriyatta bulunulması" kararlaştırılmıştır. Bakanlar Kurulu Kararı 27 Mayıs 1949 tarih ve 7217 Sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmıştır.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu;
İnsanlık topluluğunun bütün bireyleriyle kuruluşlarının bu Bildirgeyi her zaman göz önünde tutarak eğitim ve öğretim yoluyla bu hak ve özgürlüklere saygıyı geliştirmeye, giderek artan ulusal ve uluslararası önlemlerle gerek üye devletlerin halkları ve gerekse bu devletlerin yönetimi altındaki ülkeler halkları arasında bu hakların dünyaca etkin olarak tanınmasını ve uygulanmasını sağlamaya çaba göstermeleri amacıyla tüm halklar ve uluslar için ortak ideal ölçüleri belirleyen bu İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini ilan eder.

Madde 1

Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.

Madde 2

Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu Bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir. Ayrıca, ister bağımsız olsun, ister vesayet altında veya özerk olmayan ya da başka bir egemenlik kısıtlamasına bağlı ülke yurttaşı olsun, bir kimse hakkında, uyruğunda bulunduğu devlet veya ülkenin siyasal, hukuksal veya uluslararası statüsü bakımından hiçbir ayrım gözetilmeyecektir.

Madde 3

Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.

Devamını oku...

MEHMET ALİ BİRAND’IN KALEMİNDEN ALEVİLER

Yazdır PDF

Temmuz 2006 tarihli “Öğretseler Alevi olurdum” başlıklı yazısında rahmetli Mehmet Ali Birand, Hürriyet Gazetesinde bir yazı yayınlamıştı. Bir Sünni yurttaşımız tarafından oldukça cesur ve hakkaniyet duygusuyla yazılmış bu yazıyı, Alevi-Bektaşi toplumunun inanç haklarını görmezden gelen vicdan yoksunları için vermek istiyoruz.

Biz birileri gibi herkesi aynı mezhepten yapmak istemiyoruz. Diyanet’i mezhep temelli yürütmek, zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde Sünniliği dayatmak, Bu dünya her ırktan, her renkten, her inançtan her mezhepten insanlarla daha güzel değil mi?

Biz Sünni kardeşlerimizin Alevi olmalarını değil ama Alevilerin inançlarına saygı göstermelerini istiyoruz.

Bütün insanları farklılıklarıyla seviyoruz, sayıyoruz ve insanlığın ancak bu şekilde mutlu bir birliktelik kurabileceğine inanıyoruz.

Bakın ne diyor, 2013 yılı Ocak ayında aramızdan ayrılan Mehmet Ali Birand:

Öğretseler Alevi olurdum

Sünni’lerin önemli bölümü Aleviler’i küçümser. Aleviliği bir oyun gibi görürler. Devlet ve toplum katmanındaki egemenliklerini kaybetmemek için, öğretilmesini de istemezler. Bu çarpıklık artık düzeltilmelidir.

 Eskiden o kadar farkında değildim. Aradan yıllar geçtikçe, Sünniler’in Aleviler’e karşı nasıl bir susturma ve ezdirme politikası güttüklerini daha iyi görmeye başladım.

 Sünniler’e göre Alevilik, bir nevi oyundur. Müslümanlıkla pek de ilgisi olmayan uçuk bir oluşumdur. Ünlü “mum söndürürler ” lafını da Sünniler çıkartmışlardır.

 Aleviler çok haklı.

 Devlet, Sünniler’in elinde. Durum böyle olunca da, Alevilik geri plana itiliyor. Öğrenilmemesi için elden gelen yapılıyor.

 Ben kendimden örnek vereyim.

 Okulda bana Aleviliğin ne olduğu anlatılmış olsaydı, büyük olasılıkla Aleviliği seçerdim. Onların dünya görüşünü, dine yaklaşımlarını, felsefelerini kendime daha yakın görüyorum.

 Sünniler devletçidir. Otoriteye boyun eğerler, haklarını pek aramazlar. Mutaassıptırlar. Aleviler ise, dünyanın ve yaşamın tadını çıkarırlar. Liberal bakışlı insanlardır. Haklarını aramayı bilirler. Aşırı tutucu değillerdir.

 İşte bundan dolayı, Alevilerin “zorunlu din dersine ” karşı çıkmalarını, çok haklı bir istek olarak görüyorum. Milli Eğitim Bakanlığı’nın, Aleviler’i Müslümanlık dışı görüyormuş gibi bir tutum ve söylevin içine girmesini de açıkça ayıplıyorum.

 

Yazı bu linkten alıntı yapılmıştır: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/4717902.asp (Çevrimiçi 08.09.2014)

İMAM HÜSEYİN VE KERBELA OLAYI

Yazdır PDF

Mehmet Yaman Dede’nin Anısına

 201401 kitab kerbela mehmet yaman İmam Hüseyin Peygamberin torunu ve İmam Ali ile Hz. Fatıma’nın ikinci çocuğu idi. O zamana kadar Araplar arasında pek rastlanmayan bu adı ona Hz. Muhammed vermiş idi. Bazı kaynaklarda Hüseyin doğduğu zaman Hz. Muhammed’in kulağına “ O cennet çocuklarının efendisi (Seyyid)dir.” diye seslendiği yazılıdır. Peygamber İmam Hasan ile İmam Hüseyin’i çok severdi.

Bunlar benim oğullarımdır, kızımın oğullarıdır; Allahım ben onları seviyorum, sen de onları sevenleri sev.” dediği birçok kaynakta yazılıdır.

 Tarihi kaynaklarda ve halk arasında Kerbela’daki şehadeti nedeniyle Şehid, Seyyid-uş-şuheda, Şah-ı Şehidan gibi lakablarla da anılmaktadır. 
 
 İmam Hüseyin’in çocukluğu Peygamberin derin sevgi ve şefkati içinde geçti. Ancak bu durum kısa sürdü. Daha 5 yaşındayken dedesini yani Hz. Muhammed’i; ve kısa bir süre sonra da annesi Hz. Fatıma’yı kaybetti. Bu durumun onu oldukça etkilediği muhakkaktır. Daha çocukken birgün İkinci halife Ömer minberde hutbe okurken İmam Hüseyin’in Ömer’in yanına giderek:

Babamın minberinden in ve babanın minberine git.” diye çıkıştığı da kaynaklarda yazılıdır.

Üçüncü halife Osman’a karşı gerçekleşen isyanda Hz. Ali onu ve abisi İmam Hasan’ı halifenin evine göndererek eve kimseyi sokmamalarını emretti (656). İsyancılar buradan içeri giremediler, ancak başka bir evden geçerek Osman’ı öldürmeyi başardılar. Bunun üzerine İmam Ali oğullarını sert bir şekilde azarladı. Hz. Hüseyin babasının halife olmasıyla birlikte Kûfe’ye gitti ve onunla bütün seferlere katıldı.

İmam Ali’nin şehadeti sonrasında abisi İmam Hasan’a itaat etmeyi yeğledi. Çünkü babası ölürken ona abisine uymasını vasiyet etmişti. Abisinin ölümünden sonra Muaviye’nin iktidarını tanımamasına rağmen onun sağlığında siyasi gelişmelere dahil olmamayı yeğledi. Ancak abisinin Muaviye’nin hileleriyle zehirletilerek şehid edilmesinden sonra yaşanan gelişmeler onun o zaman kadarki durumunu değiştirdi. Yezid’e biat etmemekteki kararlılığı onun bu yolda sonuna kadar gideceğini gösteriyordu.

Daha önce de söz ettiğimiz gibi, Muaviye ölmeden önce çeşitli hile ve tehditlerle halkı oğlu Yezid’e biat ettirmiş; İmam Hüseyin ve bazı ileri gelenler biat etmemişlerdi. Yezid ilk iş olarak babasının yarım bıraktığı bu işi tamamlamak üzere, Velid’e yolladığı mektupta “her ne suretle olursa olsun İmam Hüseyin, İbn-i Zübeyr ve İbn-i Ömer’in biatlerinin sağlanmasını, eğer bu mümkün olmazsa, boyunlarının vurulup, başlarının kendisine gönderilmesini” istiyordu. İktidar hırsının iştahlarını kabarttığı Emeviler’in yapamayacakları iş yoktu. Babası Muaviye’nin izinden giden Yezid, gerekirse Peygamberin sevgili torununun dahi başını kesmeye, Ehli Beyt’e zulüm etmeye kararlıydı.

Doğal olarak İmam Hüseyin, Yezid’e biat etmedi ve Velid’in çabaları sonuç vermedi. 4 Mayıs 680 gecesi kardeşi Muhammed Hanefi’nin de tavsiyesiyle bütün aile fertleriyle birlikte Mekke’ye gitti. Ayrıca bu sırada İmam Hüseyin’in Mekke’ye gittiğini öğrenen Kûfeliler de İmam Hüseyin’e elçiler göndererek, mektuplar yazarak Kûfe’ye davet ederek kendisini halife olarak tanımaya hazır olduklarını bildirdiler.

Devamını oku...

Sayfa 3 / 9

You are here: Anasayfa