Alevilik ve Bektaşilik Araştırmaları Sitesi

  • Full Screen
  • Wide Screen
  • Narrow Screen
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Araştırmalar Türkçe

Makalelerde yer alan görüşler yazarlarına aittir. Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları Sitesini bağlamaz.

ANADOLU'DA YAŞAYAN DERGAHLAR

Yazdır PDF

hubyar_cemi1.gifSivas - Samsun - Amasya - Tokat - Çorum - Yozgat Çevresi Dergahları ve Tekkeleri

Eraslan DOĞANAY (Hubyar Ocağı Dedelerinden)

Not: Eraslan Dede "Tecellasıyla, Temennasıyla, Kuzusuyla, Kurbanıyla, Cemiyle" Alevi inancını, erkanını yürüten Hubyar ocağına mensup bir dedemizdir. Kendisi Ocağı ve o çevredeki diğer Dergahlarla ilgili yıllardır gördüklerini yaşadıklarını bu kitapta sunmuştur. Biz burada bu kitabın bir bölümünü ilgilenen Araştırmacılar ve Canlarımız için sunuyoruz. Ayrıca dileyenler bu kitabı aşağıdaki isteme adresi ve Can yayınlarından edinebilirler

 

ÖNSÖZ

Bilindiği üzere Anadolu’da Alevilik konusu ne yazık ki bu güne kadar ihmal edilmiş, Anadolu ve Balkanlar’da yüzyıllardır “Alevi, Bektaşi” sözcükleri adeta bir tabu şeklinde varlığını sürdürmüştür. Bu sözcüklere kötü anlamlar yüklenmek suretiyle halk sindirilmek istenmiş, dahası bu konular siyasete alet edilmiştir. Dedikodularla ve kulaktan dolma bilgilerle Sünni halk Alevi, Bektaşi, Kızılbaş ve Rafızi diye anılan güzel Anadolu insanlarına karşı kışkırtılmıştır. Bunun sonucunda daha sonra tarihe kara birer leke olarak geçen Çorum, Maraş, Sivas ve Gazi Mahallesi Olayları gibi utanç verici olaylar yaşanmıştır. Ancak artık eskiye oranla kimliklerini çok daha rahat ifadelendirebilen Aleviler baskılarla ve yaşanan hızlı sosyal değişim sürecinde unutmaya başladıkları inançlarını, kültürlerini yeniden keşfettiler. Her ne kadar bu keşif ağır aksak ilerlese de bu keşif bugün de hala yaşanmaktadır.

Devamını oku...

Globalleşme ve Alevilik

Yazdır PDF

arslan.gif
Dr. M. Akif AKALIN

Gazetelerin “Özal’ın elinden düşürmediği kitap” diye reklamını yaptığı “Megatrends 2000”de yer alan kehanetlerin çoğu, henüz üzerinden fazla bir zaman geçmemiş olmasına rağmen çoktan gerçekleşmiş durumda. Çağdaş bilimciler Naisbitt ve Aburdene, Nostradamus’un pabucunu dama atmayı başarmış görünüyorlar.

Yazarlar 3.cü bin yılın megatrendlerinden birinin de “Dinsel Yeniden Doğuş” olacağını vazediyorlardı. Bu yeniden doğuşta “ana dinlerin” giderek zayıflayacağını, buna karşın “yavru dinlerde” patlama olacağını öngörüyorlardı. Dünyanın dört bir yanında bu sürecin hızla yayıldığı görülüyor. Türkiye de bundan nasibini aldı. Acaba son yıllarda Alevilerin giderek daha kalabalık topluluklar halinde biraraya gelmesinin arkasında da bu “trend” mi yatıyor?

Bilindiği gibi Alevilerin oldukça trajik bir tarihi vardır. Bin yılı aşan geçmişleri, neredeyse tümüyle katliamlara, sürgünlere ve aşağılayıcı eylemlere sahne olmuştur. Ne yazık ki bu kara yazgı günümüzde de hükmünü sürüyor. Kuşkusuz bu durum Alevileri her zaman biraraya gelmeye, “örgütlenmeye” zorlamıştır. Fakat ne zaman sesleri yükselmeye başlasa, hemen ardından vahşi saldırılar gelmiştir. Bunun örneklerini aramak için Yavuz Selim’lere kadar gitmeye gerek yok. Daha 30 yıl önce yaşanan örgütlenme deneyimini Maraş ve Çorum katliamlarının izlemesi, seksenli yılların sonlarına doğru onlarca derginin yayına girmesinin hemen ardından Sivas ve Gazi katliamlarının yaşanması sadece tesadüf müydü?

Bugün Alevi dünyasında çok güçlü bir örgütlenme rüzgarı esiyor. Kelimenin tam anlamıyla dünyanın “her” yanında Aleviler biraraya geliyor, birleşiyor. Geçen yıl kurulan Alevi Bektaşi Temsilciler Merkezi büyük bir çekim merkezi oluşturuyor. Başta sorduğumuz soruyu yenileyelim : Acaba bu gelişmeler “megatrend”in bir ürünü mü?

Devamını oku...

İstanbul Bektaşi Tekkeleri (.zip)

Yazdır PDF

Eldeki çalışmada İstanbul’da tarihte varolmuş olan veya bugün ayakta duran Bektaşi dergahlarının, özet bilgilerle bir listesi verilecektir. 1925’te 677 sayılı yasa ile tekke ve zaviyeler kapatıldığı döneme kadarki, İstanbul Bektaşi tekkelerinin sayısı konusunda farklı rakamlar verilmektedir. 9, 10, 12. 13 veya 14 gibi .. Zira sultan II. Mahmud (1808 – 1839) döneminde Bektaşi tarikatlarına ve tekkelerine gelen yasaklar (1241 – 1826), bu yasağın fiilen olmasında resmen ve sureten Osmanlı döneminin sonuna kadar (1920) sürmesi, bundan dolayı tekke ve zaviyeleri konu alan mecmualarda Bektaşi ya yer verilmeyişi ya da sureten Nakşi gözüktüğü için Nakşi tekkeleri meydanında sayılmaları, İstanbul’daki Bektaşi tekkelerinin sayısının tespitini güçleştirmektedir. Ayrıca Bektaşi tekkelerinin çokluğunun şehrin, yerleşim alanlarının dışında uzak yerlerde, Yeniçeri kışlalarına yakın mekanlarda veya kışla içlerinde yapılmış olmaları, bunun yanı sıra II. Mahmud döneminde, Yeniçeri kışlaları ve bunların dışındaki 9 tekkenin (bilinen) yıktırılması da, sayının tespitini güçleştiren bir nedendir. 1826 sonrasındaki propagandaların tesiriyle tarikatlar ve tekkeleri konusunda çalışma yapanların, Bektaşiliğe soğuk bakmaları da bunda önemli bir etkendir.
Eldeki çalışmada İstanbul’da tarihte varolmuş olan veya bugün ayakta duran Bektaşi dergahlarının, özet bilgilerle bir listesi verilecektir.1925’te 677 sayılı yasa ile tekke ve zaviyeler kapatıldığı döneme kadarki, İstanbul Bektaşi tekkelerinin sayısı konusunda farklı rakamlar verilmektedir. 9, 10, 12. 13 veya 14 gibi .. Zira sultan II. Mahmud (1808 – 1839) döneminde Bektaşi tarikatlarına ve tekkelerine gelen yasaklar (1241 – 1826), bu yasağın fiilen olmasında resmen ve sureten Osmanlı döneminin sonuna kadar (1920) sürmesi, bundan dolayı tekke ve zaviyeleri konu alan mecmualarda Bektaşi ya yer verilmeyişi ya da sureten Nakşi gözüktüğü için Nakşi tekkeleri meydanında sayılmaları, İstanbul’daki Bektaşi tekkelerinin sayısının tespitini güçleştirmektedir.

Devamı bektasi_tekkele.zip dosyasında

Kazlı Çeşme (Eryek/Erikli Baba) Bektaşi Tekkesi

Yazdır PDF

Müfit Yüksel

Kazlıçeşme, İstanbul sur dışında Yedikule’nin karşısına düşen semtin adıdır. Semt, adını halen mevcut olup 953/1546 tarihli ve üzerinde kabartma bir kaz tasviri bulunan ünlü çeşmeden alır. Üzerinde yer alan kaz tasvirinden dolayı çeşmeye verilen Kazlıçeşme adı, semte de ad olmuştur. Bu çeşmenin yapılışı ile ilgili Kömürcüyan’ın İstanbul Tarihinde şu şekilde bir hikaye yer alır.

<< Kazlıçeşme'ye verilmiş olan bu adın sebebi şudur: Bir kaz, otladığı sırada yeri eşeler ve eşelediği yerde bir su çıkar. Halk ta burasını kazarak bir menbâ bulur ve suyu getirip bir çeşme yapar.>> (Kömürcüyan;1952, 28)

Evliya Çelebi ise çeşmeyi ve kaz resmini şu şekilde tasvir eder;

<< Yedikule kasabasının haricinde bir çeşme-i cânfezanın kemeri altında çarköşe (dörtköşe) bir beyaz mermer üzere üstad-ı mermer bir kaz tasvir etmiştir ki, dillerle tabiri imkansızdır. Gören zîrûh (canlı) zanneder. Buna binaen o çeşme, kazlı çeşme namı ile şöhretyâb olmuştur.>> (seyahatnâme; 1314, 1, 391-92)

953/1546 tarihli çeşmenin kitabesi şudur:

                        Kim nazar etti bu Safâya 

                        Dedi: <<buna Kevser olmaz kafiye>>

                        Gördü bir aşık dedi tarihini:       

                        <<Nûş eden Yarâna sıhhat afiyet>>

                                                            953

Devamını oku...

Tahtacılar, Tahtakuşlar Köyü ve 5 telli saz

Yazdır PDF

Vatan Özgül

            Akçay’a 5 kilometre uzaklıkta olan Tahtakuşlar Köyü, Türkiye’deki ilk ve tek özel etnoğrafya müzesine sahip olması gibi değişik bir özelliğe sahip olan köydür. Geçmiş kültürüne, gelenek ve göreneklerine sıkıca bağlı olan bu köy ile ilgili televizyonda birçok program yapılmış, bazı folklor ve coğrafya dergilerine de konu olmuştur.

            Tahtakuşlar köyü, Kazdağının eteğinde kurulmuştur. Bu köyde yaşayanlar Tahtacıdır. Tahtacılar, Ege ve Akdeniz bölgesinin özellikle dağlık kesimlerde yaşamlarını sürdüren Alevi-Türkmen aşiretidir. Tahtacı isminin, geçmişte ormancılık ve dolayısiyle tahtacılıkla uğraşmış olmalarından ileri geldiği söylenmektedir. Geçmişte göçebe olarak yaşayan bu aşiret, yerleşik yaşama ayak uydurmuş durumdadır. Toroslar’da hala göçebe hayat sürdürenleri bulunmaktadır. Tahtakuşlar Köyünün yakınlarında bulunan diğer Tahtacı köyleri ve mahalleleri; Mehmet Alan Köyü, Hacı Hasan Köyü, Çamcı Köyü, Yassı Çalı Köyü, Doyram Köyü, Kavlaklar Köyü, Güre Beldesi Türkmen Mahallesi ve Pelitili Köyü Türkmen Mahallesidir.

            Akçay çevresinde Yörük ve Türkmen köyleri bulunmaktadır.   Yörükler, Sünni İslam inancındadırlar. Türkmenler ve Yörükler her ne kadar birbirleri için ‘Aramızda soğan zarı gibi ince fark var’ deselerde bu farklı dinsel inanç içindeki köyler arasında hemen hemen hiçbir sosyal ilişki bulunmamaktadır. Her iki topluğun, geçimlerini zeytincilik ile sağlıyor olmaları ortak özellikleridir.

Devamını oku...

Sayfa 2 / 21

You are here: Anasayfa