Alevilik ve Bektaşilik Araştırmaları Sitesi

  • Full Screen
  • Wide Screen
  • Narrow Screen
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Araştırmalar Türkçe

Makalelerde yer alan görüşler yazarlarına aittir. Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları Sitesini bağlamaz.

Aleviler'de Ölümle İlgili Ritüeller

Yazdır PDF

aaa_alemi.gif
Ali Aktaş (sosyolog)

Ölümden korkum yok, o benden korksun
Cehennem var ise, günahım yaksın
Cennet güzellikleri seyrana çıksın
Sevgi muhabbete özendim, yeter.
Ali İzzet ÖZKAN

GİRİŞ

Dünyada her toplumun/topluluğun bir inancı bulunmaktadır ve bu inançlarına uygun olarak da cenaze törenleri yapmaktadırlar. Alevi toplulukları da inanç sistemlerine uygun olarak, cenaze törenlerinin gereklerini yerine getirmektedirler.

Alevilerde yaşanılan yerleşim alanının kentsel ya da kırsal olmasına ve öğrenim durumuna göre, ölüm olgusuna bakış, yakınlarını kaybedenlerin gösterdikleri tepkiler ve de ölü gömme biçim ve geleneklerinde bazı nüanslar gözlenebilmektedir.

Bu küçük farklılıkların temelinde Alevi topluluklarının inanışlarında cenazeyi kaldırmak/gömmek için belli bir vakit sınırlamasının olmaması ve cenazenin nereden ve de nasıl kaldırılacağına dair kesin bir dinsel emir bulunmaması yatmaktadır. Bu topluluklarda cenazenin bekletilmeden bir an önce toprağa verilmesi gerektiği düşüncesi yaygın olmasına karşın, cenaze güneşin doğuşundan batışına kadar defnedilebilmektedir. Yine bin yılı aşkın bir tarih boyunca bu topluluklarda cenazesini camii veya mescide götürme gibi uygulama yer alamazken, günümüzde bu tür uygulamalara da rastlanmaya başlanmıştır.

Devamını oku...

Alevilik-Bektaşilik Araştırmalarında Anayasal Eşitlik Sorunu

Yazdır PDF

aaa_medet.gif
Ali Yaman

Anayasal eşitsizlik Alevilik-Bektaşilik araştırmalarını nasıl etkiliyor, bu makalemde bu konu üzerinde durmak istiyorum. Bu sorun bir kısır döngü olarak ne yazık ki bir kısır döngü olarak devam etmektedir. Alevilik-Bektaşilik konusunda araştırmaların yapılamamasının kendilerinden kaynaklanan nedenleri de var şüphesiz. Ancak biz bu konuyu daha sonra ele almak üzere burada anayasamızın gerektiği gibi uygulanmamasından kaynaklanan nedenler üzerinde duracağız.

Sorun aslında birtakım çevrelerce “Alevilik” konusunun sakıncalı görülmesinden kaynaklanmaktadır. Bu sakat zihniyete göre “kendi arzuladıkları müslümanlığın ilkeleri bellidir (?) ve Aleviler de o ilkelere uymalıdır. Bunun dışında hareket edenler bölücüdür, maksatlı kişilerdir. (?)” Bu sakat zihniyet, kendi savundukları din anlayışı dışında hiçbir yorumu kabul etmedikleri gibi, bu konuda yüzyıllardır farklı bir islam anlayışını savunan ve uygulayan Alevi inancına geçmişte olmadık iftiralarda da bulunmuştur. Bugün bu iftiralara kimseyi inanmadıramadıklarını görünce yöntem değistirip yazılı ve görsel medyanın da yardımıyla belli din görüşleri topluma empoze edilmeye çalışılmaktadır. Bu şüphesiz bizim anayasamıza olduğu gibi insanlığın en temel özgürlüklerini güvence altına alan evrensel yasalara da aykırıdır. Son yıllarda bu konudaki ısrarların Türkiye’yi nereye getirdiği görüldü. Tarikat liderlerine Başbakanlıkta yemek verilmesinden tutun da, belli tarikat önderlerinin Bakanlar Kurulu kararnameleri ile tarihi mekanlara gömülmesine, cumhuriyeti eleştiren eğitim veren tarikat kurslarına, kamplarına kadar birçok olay yaşandı. Sonra da “İrtica” şeklinde bir tehlike var denilerek “28 Şubat Süreci” başladı.

Devamını oku...

Alisiz Alevilik Olur mu?

Yazdır PDF

aaa_asiklar.gif
Ali Yaman

Bu yazım ilk kez bu calismada yayınlanmıstır: “ALİSİZ ALEVİLİK OLUR MU?, (Ortak Kitap): Ali AKTAŞ, Nasuh BARIN, Hüseyin BAL, İlhan Cem ERSEVEN, Sadık GÖKSU, Burhan KOCADAĞ, Murat KÜÇÜK, İsmail ONARLI, Baki ÖZ, Cemal ŞENER, Ali YAMAN, Rıza ZELYUT, İstanbul, Ant Yayınları, 1998.” Internetteki araştırmacıların ve konuyla ilgilenenlerin tümünün bu kitaba ulaşamayacağını düşünerek sitemizde sunulmasında yarar görüyorum. (A. Yaman)

Bilindiği üzere 1997 yılının Şubat ayında Faik Bulut’un “Alisiz Alevilik” adlı kitabı yayınlandı. Kitap sözde “İslamda Özgürlük Arayışı 1” olarak sunuluyordu. Aklı sıra Faik Bulut bu çalışmasıyla İslam’da özgürlük arayışına katkıda bulunuyordu. Kendisiyle bu konuda katıldığım bir radyo programında da “Alevi aydınlanmasına katkı” amacını taşıdığını söylüyordu. Bunun nasıl bir katkı(!) olduğunu ancak kitabı inceledikten sonra anlayabilmemiz mümkün olabildi. Kitap tümüyle bu kişinin önyargılarının kanıtlanmasını sağlamayı amaçlayan verilerin derlenmesinden oluşmuş. Fakat F. Bulut her fırsatta bilimsel(!) olduğunun altının çizilmesini de ihmal etmiyor. Bilimsel yöntemden habersiz olan Bulut bu çalışmasında alıntı yapmayı dahi beceremiyor. Önce Alevilik konusunun nasıl anlaşılabileceği üzerinde duralım sonra da kitapla ilgili değerlendirmemize girelim.

Devamını oku...

İçinde Bulunduğumuz Ortam

Yazdır PDF

aaa_pirsul.gif
Reha Çamuroğlu

(Bu makale Kızıldeli Dergisi'nin ikinci sayısında da yayınlaşmıştır.)

2001 yılının Mart ayına geldiğimiz bu günlerde, Türkiye’de, yaygın bir yön yitirme duygusu hissediyorum. Mustafa Kemal Atatürk’ün saptadığı “Muasır medeniyet seviyesine erişmenin” bizim için pek de kolay olmadığı görünmekte bu günlerde. Hala bu kadar krizler yaşadığımıza göre...Fakat özellikle bu noktada bir konunun altını çizmek istiyorum. Zannediyorum son 4-5 yıldır yaşadığımız olaylar, bizlere, çözümlerin demokrasi içinde aranmasının zorunluluğunu, otoriter yöntemlerin bazen onları destekleyenlerin de kafasında patlayabileceğini göstermiştir. Zannediyorum dedim, ama eğer göstermemişse umuyorum ki görmeyenler de kısa sürede bu durumu idrak ederler.

Bu ülkede ülke yönetiminde söz sahibi olanlar, yıllarca “Demokrasiyi Batı istediği için değil, biz layık olduğumuz için getirmemiz gerektiğini” söyleyip durdular. Yani kısacası biz layıktık. Ama bugün hem biz layık olduğumuz, hem de Batı istediği halde bu ülkede tüm kurum ve kurallarıyla çağdaş parlamenter bir demokrasi bulunduğunu söyleyebilmekten çok uzak bir noktadayız. Demokrasi, adı üzerinde yönetimde halkın ağırlığının artmasına işaret ediyor. Bu da ceberrut, baskıcı devlet geleneğini sürdürmek isteyenlerin ve bu gelenekten güç alanların varolan güçlerini yitirmeleri anlamına gelecek. Bu durumdan sadece siyasi partileri, siyasetin liderlerini, parlamentoda “yüksek maaş alan” milletvekillerini suçlayarak sıyrılamaz, içinde bulunduğumuz duruma bir açıklama getirmiş olmayız. Aksine parlamentoya yönelik eleştirilerimizde kantarın topuzunu kaçırdığımızda kendimizi demokratik bir hakkımızı kullanıyor zannederken, bir de bakarız, Türkiye’de hiç de az bulunmayan bir kanaatin esiri olmuşuz. Türkiyede halk arasında zaman zaman şu ya da bu etkiler ve bazen de bilinçli çabalarla, Türkiye’yi içinde bulunduğu krizlerden demokrasiyle çıkarmanın imkansızlığı şeklinde bir kanaat yayılmaktadır. Buna karşı uyanık olunması zorunluluğuna mutlaka dikkat çekilmelidir. Türkiye’nin bu gün içinde bulunduğu ve çok da parlak olmayan tabloyu sadece parlamento yaratmamıştır, devletin bir bütün olarak her kademesiyle bu durumda taşıdığı hisseyi yeniden gözden geçirmesinde büyük yarar olacaktır. Muasır medeniyet seviyesinin birinci kuralı, kendisini ulusun patronu gibi gören bir devlet anlayışının terkedilmesidir. Muasır medeniyetlerde devlet, yönetici değil, düzenleyicidir. Oysa patron devletler ulusun hayatını başından tırnağına kadar yönetmek istemek gibi tedavisi çok zor bir iptiladan muzdariptir. Böyle ülkelerde elbette devlet büyükleri hapşırınca borsalar çöker, halkın cebindeki para o anda pul olur ve kimse yarınını göremeyecek bir hale getirilir. Ulus, yön duygusunu böyle yitirir. Tablo vahimdir ve bir kez daha tekrarlıyoruz ki çözüm demokraside aranmalıdır. Demokrasinin geliştirilmesinde.

Devamını oku...

Hacı Bektaş Veli Bir Batıni Dai'siydi

Yazdır PDF

aaa_haci_bekta1.gif
Dr. İsmail Kaygusuz

Hacı Bektaş Veli’nin Türkistanlı Hace Ahmet Yesevi’den (ö.1167-9) el aldığı doğru olmadığı gibi mümkün de değildir. Geleneksel bilgiler, özellikle Vilayetname, Ahmet Yesevi’nin halifesi Lokman Perende’den el aldığını söylüyor. Ahmet Yesevi, Orta Asya’da “Hacegan (Hocalar) Hanedanı”nın kurucusu bilinen Yusuf Hemedani’nin (ö.1140) öğrencisidir. Onun öğrencilerinden Abdel Halik el-Gucvani (22 yaşına kadar Malatya’da yaşamış, ö.1120) yol zinciriyle Nakşibendilik, Şeyh Zahid (ö.1296) aracılığıyla Safevilik, Halvetilik ve Bayramilik, ve Ahmet Yesevi - Lokman Perende - el Harasami üzerinden Bektaşilik’in çıktığı üzerine bir Tarikat zinciri kurmaktadır Nakşibendi araştırmacıları. (Hasan Şuşud, “Hacegan Hanedanı-Les Maitres de Sagesse de l’Asie Centrale-Orta Asya Bilgelik Üstatları”, Fransızcaya Çev. Charles Antoni, Le Soufism, la voie de l’Unité, Paris-1980, s.47-80)

Hacı Bektaş Veli’nin, Yesevilik çevresinde yetiştiği doğru mudur? Daha önce biz de gelenekçilere uyarak, istemeye istemeye Vilayetname verilerini kabul edip, bu soruya “evet” diyorduk. Zaten İttihat Terakki’ci araştırmacılardan bu yana milliyetçi ve resmi çevreler, Hacı Bektaş’ın Ahmet Yesevi’nin ölümünden yaklaşık kırk yıl sonra doğmasına rağmen, onun tarafından Anadolu’yu “Türkleştirmek” ve Türkçeyi yaymak için gönderildiğini ciddi ciddi(!) ileri sürdü, yazdı çizdi. Bile bile yanlış olanda ısrar etmek, tarihe müdahale etmektir. Bu ise baskıcı devlet anlayışının yansımasıdır. Kaldı ki, Hacı Bektaş Veli’nin Yesevi çevresinde, Lokman Perende aracılığıyla yetişmiş olması da onun Yeseviliği Anadolu’ya taşıyıp Bektaşiliğe dönüştürdüğünü, ve de aynı çevrenin onu Türklük-Türkmenlik adına buraya gönderildiğini kesinlikle göstermez.

Devamını oku...

Sayfa 6 / 21

You are here: Anasayfa